Meltem Ataş

SINAVLAR BİR ÖLÇÜ MÜ? BASAMAK MI?

Meltem Ataş

Sınav haftalarının birbirini takip ettiği şu günlerde, özellikle sınavlar üzerine yazma ihtiyacı hasıl oldu. Hani hep deriz ya; hayat önüne çıkan engelleri aşma sınavıdır, kağıt üzerindeki sınavlar ise sadece küçük duraklardır…

Daha ilkokul yıllarından itibaren başlayan bu kaygı ne yazık ki hayatımızın her alanında karşımıza çıkan bir korku halini almaya başladı. Çünkü hayatımızın her döneminde o tanıdık SINAV STRESİ ile hepimiz karşılaştık. Okul koridorlarında öğrencilerin o kaygılı ayak sesleri, sınav kağıtlarının burnumuzda bıraktığı o koku, sürekli saati kontrol ederek yaşanan o tedirginlik ve sadece bir saatin üzerine yüklenen devasa anlam.

Günümüzde sınavlar öğrencilerin omuzlarına sadece bilgi yükü değil, kısacık zamana sığdırmaya çalıştıkları gelecek kaygısını yükleyerek, ağır bir psikolojik sorumlulukla baş başa bırakan bir etken halini aldı.

Bu sadece bir sınav olsa üzerine konuşmak kolay olurdu elbette. Öğrencinin sınavda göstereceği performansın yerini, öğrencinin çabasından ziyade dış dünyanın etki etmeye çalıştığı 'BAŞARI' tanımı almaya başladı. Öğrenciye yüklenen o kaygı mekanizması belki bir süreliğine onu diri tutardı bu doğru ama bu mekanizma kişiyi hayatta kalma moduna alıp sessizleşirse işte burada çok büyük bir tehlike oluştururdu. Ya başarısız olursam diye düşünmekten beyin bir süre sonra fiziksel tepkiler vererek psikolojik sorunlara kadar pek çok alanı olumsuz etkisi altına alır.

Gerçek şu ki; hiçbir sınav insanın nezaketini, azmini, iyiliğini, hayata kattığı güzelliği ölçemez. Bir öğrenci bir formülü ezberinde tutabilir, unutmuşta olabilir. Bu onun zekasını ve geleceğini belirleyen bir hüküm asla değildir. Gençlere ve onlara rehberlik edenlere şu hatırlatılmalıdır ki; sınavlar, hayatta ilerlenen yolda sadece bir duraktır. Ama istasyonun kendisi asla değildir. Yolda devam etmek mümkündür, bazı duraklarda inmekte, başka bir hatta geçmekte. Önemli olan karşılaştığı istasyonlarda karşısına çıkan o zorluklarla nasıl baş edeceğidir.

Gençleri içine alan başka bir etken de mükemmeliyetçilik tuzağıdır. Öyleki gençler sosyal medyanın parıltılı dünyasında herkesin herşeyi başardığını zannediyor. Bu ortamda hata yapmak bir öğrenme süreci gibi değilde, bir kimlik yıkımı gibi algılanıyor. 'Eğer sınavı kazanamazsam değerim düşer düşüncesi' sınavı bir bilgi ölçme aracı olmaktan çıkarıp 'bir insanlık onay testine' dönüştürüyor. Oysaki gerçek başarı tek bir kağıdın üzerindeki doğru sayısı ile değil; zorluklar karşısında gösterilen dirençle, düşerken kalkma biçimimiz ile ölçülür.
   
Sınavlar gelir sınavlar geçer ancak bu süreçte kazandığınız disiplin, sabır ve kendinizi tanıma çabası hiçbir diplomayla ölçülmeyecek kadar değerlidir. Yarın sabah uyandığınızda kendinize şunu söyleyin ' ELİMDEN GELENİN EN İYİSİNİ YAPIYORUM VE BU YETERLİ' çünkü siz bir testin sonucuyla tanımlanmayacak kadar değerli ve eşsizsiniz.

Hiçbir sınav sizin ruhunuzdan, zihninizden ve geleceğinizden daha  önemli değildir... 

 

Yazarın Diğer Yazıları